3/18/2017

Blog aleminin kutup yıldızı ( Kutup yıldızı tabiri sevgili Acemi Demirci' ye ait) olan Deep Tone' nin 5.kitabı Günesürgün çıktı. Daha önce yazmış olduğu, Sade ve Derin, Derin Mavi, Frambuazlı Hayat ve Yani kitaplarından farklı olarak günlük tarzında bir kitap. Kendisini ve çevresinde gördüklerini anlatıyor. Bazen olduğu gibi, bazen de eklemeler yaparak. Bazen yaşadıklarını, bazen de gözlemlediklerini. Deep' in gözlem yeteneği herkesin malumu zaten. Ayrıca o hiçbir şeyi unutmaz😊4 tane şiiri de yer alıyor kitapta.
İstanbul, Ankara ve İzmir ekseninde geçen kitap 198 sayfa. Nisan 2016' dan başlayarak her ay 13 yazı yazıp Kasım 2016' da bitirmiş. Deep' in diğer kitapları gibi Günesürgün de kolayca okunan, su gibi akıp giden bir kitap olmuş. Öne çıktığını düşündüğüm yazılarsa şöyle:
  • Yedigün Portakal
  • Bazı Günler Vardır ki
  • Manidar
  • Ayaz
  • Majezik
  • Gülin Sendromu
  • Tespih Cinayetleri ( Can Barslan hikayelerine benziyor)
  • Ağır Ruh
  • Sinefil
  • Güzin
  • Sabır
  • Kaçış noktaları
  • Nuh Nebi
  • Hayat
Kitabın sonunda yer alan, hem kitabın yazılış nedenini, hem de isminin nasıl ortaya çıktığını anlatan yazısı da güzeldi. Annesiyle olan mücadelelerini anlattığı yazıları da. Dorlion Yayınları' ndan çıkan kitabı internet üzerinde temin edebilirsiniz.

3/15/2017

Kahpe Bizans filminin devamı olarak çekilen Geym of Bizans: Bizans Oyunları filmini sinemada izleme şansı bulamadım ancak DVD' de izleyebildim. İsim hakkı nedeniyle Arzu ve Özen Film' le mahkemelik olan Gani Müjde, filmine Kahpe Bizans 2 yerine bu ismi koyabilmiş. Gani Müjde' nin yazıp yönettiği filmde, Gürkan Uygun, Tolgahan Sayışman, Gonca Vuslateri ve Tüvana Türkay baş rollerde oynuyor. 
Filmin konusu şöyle: Güney Amerika' dan Anadolu' ya göç eden Mayalar Bağcılar civarına yerleşir. Kısa zamanda Bizanslılar' ın ilgisini çekerler. Barışsever Bizans Kralı 3. Klitor Maya hayranıdır. Entrikacı karısı 5. Klitorya ve kayınçosu Muhteris bir plan yaparlar. Önce Kral Klitor' u ortadan kaldıracaklar daha sonra da Maya kadınlarını kaçırıp zindana atacaklardır. Bu sayede Mayalar, başka kadınlarla birleşerek kusursuz genlerini, zamanla sıradan DNA' lara dönüştüreceklerdir. 
Gani Müjde Tarz mı Değiştiriyor?
Film oldukça özenli çekilmiş ve bazı bölümler ince esprilerle bezenmiş. Başlarda, Gani Müjde' nin kendine has tarzını yansıtan bir film olmuş gibi görünüyordu. Ancak filmin ilerleyen bölümlerinde + 18 ve belden aşağı espriler yağmaya başlıyor. Sanırım Gani Müjde, küfürün ve belden aşağı esprilerin komedide gişeyi arttırdığını düşünmüş. Olduk olmadık yerde erkek cinselliği üzerine espriler yapılıyor. Tuvana Türkay ve Gonca Vuslateri nedense sürekli küfür ediyor. Giyotin sahnesiyle de film iyice zıvanadan çıkıyor. Film gişede 620 bin rakamına ulaşmış. Kahpe Bizans' ın 2 milyon 472 bin gişesinin oldukça altında kalmış. Gani Müjde kendi tarzının dışında, belden aşağı esprilerle bezenmiş film yaparsa bu rakamlara da ulaşması zor görünüyor. Onu farklı kılan zeki ve küfürsüz mizah yeteneğini umarım yeni filminde görebiliriz. 

3/07/2017

Dünyada milyarlarca insan yaşıyor. Farklı ırk ve renkte olanlarla birlikte, aynı soydan gelenler, akrabalar da var. Biri birine benzeyen hatta ikiz olanlar da var. Ama bu kadar insanı biri birinden ayıran önemli bir fark var. O da parmak izi. Yani her insanın parmak izi ayrı. Her parmak izi kişiye özel.  
Değersiz Hissetmek
Topluluklar içerisinde bazı insanlar daha öne çıkmak isterler. Bunun çeşitli yolları vardır. Daha çok çalışmak, kendisini geliştirmek, fırsatları takip etmek vs. Başka bir yol da diğer insanları değersiz yapmaya çalışmaktır. Yani onların kendilerini değersiz hissetmesini sağlamaya çalışmak. Her yerde karşımıza çıkar bu tür insanlar. Akrabalarımız, arkadaşlarımız, iş arkadaşlarımız, komşularımız arasında da vardır onlar. Yeterince zengin olmayabiliriz, istediğimiz eğitimi alamamış ve istediğimiz işlerde çalışamıyor olabiliriz. Bazı insanlara bakarak o kadar yetenekli de olmayabiliriz. Zaman zaman başarısız da olabiliriz. Bu bizim değersiz olduğumuzu göstermez. Bu bizim tek ve özel olduğumuz gerçeğini değiştirmez. Başkalarının  mutluluğunu amaçlayıp, kendi mutluluğumuzu yok saymak, kendimizi bazı insanlara onaylatmaya çalışmak gibi davranışlarda bulunmamalıyız.  
Kendisini değersiz hisseden insan, parmak izine bakmalı, tek ve olduğunu hatırlamalı.

3/02/2017

Adalet beklentisi neredeyse hayatımızın her alanında var. Haksızlığa uğramak istemiyoruz. İş hayatında da durum farklı değil. Haksızlığa uğradığımızı düşünüp çatışmalar yaşıyoruz, hatta işimizden ayrılıyoruz.Çalışanlarla yapılan, iş yeri  beklenti anketlerine baktığımızda çalışan taleplerinin ilk sırasında adalet isteği görülüyor.
Nasıl Bir Adalet?
Adil bir ücret, adil bir çalışma ortamı, çalışanlar arasında ayrımcılık yapılmaması. Burada görev yöneticilere düşüyor. Yöneticilerin, yetkileri çerçevesinde bulunan ödül, prim, maaş artışı ve ceza uygulamalarını çalışanlara adil bir şekilde dağıtmaları gerekiyor. Yöneticilerin yaptığı önemli hatalardan birisi, kendilerine yakın hissettikleri çalışanların hatalarını görmezden gelip, diğerlerine aynı hatalar için cezai yaptırımlar uygulamaları. İş yerindeki huzursuzlukların en başta gelen sebeplerinden biri bu davranış şeklidir. Yöneticiler bu şekilde davranıyorlarsa, çalışanların, ona neden ceza vermiyorsun da bana ceza veriyorsun, sorusunu da cevaplamaya hazır olmalılar.
Adalet mi Eşitlik mi?
Çalışanlar bazen şöyle bir hataya düşebiliyorlar. Adaletle eşitliği biri birine karıştırabiliyorlar. Maaş artışları, performans ve prim gibi ödemelerin, herkese adil dağıtılmasını isterlerken, eşit verilmesini bekliyorlar. Adalet, bu tür hakların eşit dağıtılmasıyla değil, herkese hak ettiğinin verilmesiyle olur.
Adalet Sağlanmazsa Ne Olur?
Psikolog Stacy Adams, adalet beklentisine, '' Eşitlik Teorisi'' adını veriyor. Her hangi bir nedenle eşitlik bozulursa, kişi bu eşitliği kendisi sağlamaya başlıyor. Aynı oranda çalıştığını düşündüğü halde ödülü başkaları alıyorsa, çalışan, önce duruma itiraz ediyor. Bundan bir sonuç elde edemezse daha az çalışmaya başlıyor. Kasıtlı olarak iş yavaşlatıyor. Ödülü kim alıyorsa o çalışsın diyor. Bir sonraki aşama ise, ödül alan kişiyi sabote ederek, ödül almasını engellemeye çalışmak oluyor. Arkadan konuşmalar, kötülemeler, işini yapmasını engellemeler. Daha sonrasında da çatışmalar ve işten ayrılmaya kadar giden bir süreç ortaya çıkıyor.
Dolayısıyla, bir kaç kişiyi memnun etmek ve kollamaya çalışmak, iş yerindeki bütün düzeni bozabiliyor. Bu yüzden ne hedefler tutuyor ne de şirket yeterince verimli çalışıp kazanç sağlayabiliyor. Bunun faturasını da en son noktada yönetici ödemek zorunda kalabilir.

2/27/2017

Tiyatro ve sinema oyuncusu Zafer Algöz' ün yazmış olduğu eğlenceli kitap Haşırt Dı Bilekbord piyasaya çıktı. Usta oyuncu Zafer Algöz kitabında, film setlerinde ve sahnede yaşadığı komik anıları anlatıyor. Kitabın ismi de Öztürk Serengil' in başından geçen komik bir olaydan geliyor. Kimler yok ki kitapta? Öztürk Serengil, Sadri Alışık, Cem Yılmaz, Erkan Can, Fatma Girik, Kemal Sunal, Santana, Müşfik Kenter, Zeki Müren.
Kitabın çok akıcı bir dili var. Arkadaş sohbetinde anlatır gibi yazmış kitabı Zafer Algöz. Su gibi akıp gidiyor. Kitabın en güzel yanlarından biri de mesaj kaygısız oluşu. Sadece keyif almaya odaklı. Güldürürken düşündürmeye uğraşmıyor. İnkilap Kitabevi' nden çıkan kitap 224 sayfa. Bazı başlıklar şöyle:

  • Haşırt The Blackboard At The Seaside
  • Şakayla Karışık Sadri Alışık
  • Viva Sanatana
  • Ayranları Tazeleyin
  • Terbiyeli İşkembeci
  • At Binenin Kılıç Kuşananın
  • Sokağa Çıkma Yasasağı
  • Herr Mozart Onuruna Sarayda İzmir Köfte
  • Fatma Ana
  • Paşaların Paşası

2/16/2017

Spor, dostluk, barış ve kardeşliktir diye çok güzel bir slogan var. Spor dünyamıza, özellikle de futbola baktığımızda bu slogan futbol, düşmanlık, savaş ve kavgadır diye değiştirilebilir. Futbol müsabakalarında kavgaların ardı arkası kesilmiyor. Amatör kümeden Süper Lige kadar her kategoride kavgalar oluyor. Sahada futbolcular, kulüplerine ne kadar bağlı olduklarını ispat etmek ve tribünlere şirin görünmek için kavga ediyorlar. Tribünde taraftarlar kavga ediyor, seyirciler sahaya iniyor, protokol tribününde kavga oluyor.

Resimdeki uçan tekme Kayseri' de, 15 yaş altı takımlarının oynadığı maçta atılıyor. Maçın bitiş düdüğüyle birlikte oyuncular biri birine giriyor. Konyaspor Antalyaspor maçında, Konyaspor taraftarları, locada maçı izleyen Antalyaspor başkanına ve yöneticilere saldırıyor. Konyaspor başkanı talihsiz bir açıklama yaparak, taraftarla yüz göz olursan sonucu da budur diyor ve saldırıya uğrayan yöneticileri eleştiriyor. Bursaspor Fenerbahçe maçında sahaya giren taraftarı, Bursaspor yöneticisi karakoldan alıp ailesine teslim ediyor. Sosyal medyada bu anın fotoğrafını paylaşıyor. İşin acı tarafı bu yönetici Bursaspor' un hukuk işlerinden sorumlu yöneticisi. Böyle davranarak taraftarın sahaya girmesini onaylamış oluyor.
Sporun Amacı Nedir?
Spor çok önemli bir sosyal aktivitedir. Yapanların sağlıklı olmasını, seyredenlerin de sosyalleşmesini sağlar. Bu yüzden devletler sporun yaygınlaşması için yatırımlar yaparlar. Ama bizim ülkemizde bu ters tepiyor. İnsanlara zarar veriyor. Şiddeti ve düşmanlığı arttırıyor. İşin ilginç tarafı ne federasyon ne de Türkiye Futbol Direktörü Fatih Terim bu durum için bir şey yapmıyor. Fatih Terim' in teknik direktörlük yaptığı dönemlerdeki, sahaya girme, küfür, hakaret ve şiddete yönelik davranışlarını hatırlarsak bu durumdan rahatsız olmamasının normal olduğunu görürüz.
Ülkemizde futbol oynanmasa ne olur?
Bence çok iyi olur. Hem insanların futbolu bahane ederek biri birlerine düşman olmasının önüne geçilir, hem de futbol yorumcularının şiddeti körüklemesi son bulur. Ayrıca liglerimizde futbol diye seyrettiğimiz zevksiz kör dövüşü yerine, İngiltere, İspanya ve Almanya gibi ülkelerde oynanan güzel futbol maçlarını seyredip, keyif alabiliriz.

2/14/2017

Herkes bir şey söylüyor. İyi de yapsak, kötü de yapsak bir şey diyorlar. Onların dediğine baksak yolumuzu bulamayız. En iyisi onların dediğine kulak tıkayıp Müşfik Kenter' in Beğendirmek şiirini okumak.

Beğendirmek

Üzülüyorsun, takma diyorlar
Kızıyorsun, değmez diyorlar
Boş veriyorsun, gamsız diyorlar
Susuyorsun, iki çift laf et diyorlar
Konuşuyorsun, muhatap olma diyorlar
Çekip gidiyorsun, mücadele et diyorlar
Alttan alıyorsun, tepene çıkardın diyorlar
Bağırıyorsun, sakin ol diyorlar
Aklı başında davranıyorsun, bu kadar uslu olunmaz diyorlar
Dikine gidiyorsun, yaşına başına yakışmaz diyorlar
Ölünce ne diyecekler?
Muhtemelen: Ölüm sana yakışmadı
Normal tabii, dirimizi beğenmediler ki ölümüzü beğensinler...

Müşfik Kenter

2/09/2017

Yine bir sandık geliyor önümüze. Kutuplaşmak ve biri birimizden nefret etmek için bir fırsat daha veriliyor. Biri birimizden nefret etmek için bahane aradığımızdan bu fırsatı da kaçırmayacağımız aşikar. Bu defa evet ya da hayır diyeceğiz. 

Bir taraf daha büyük Türkiye diyerek evet istiyor, diğer taraf Cumhuriyet' i yıkacaklar diye hayır diyor. Durumdan vazife çıkartıp tarafını açıkça belli edenler de var. Futbol federasyonu başkanı olmak isteyen Rıdvan Dilmen haliyle evet diyecek. Barcelona' da oynayan Arda Turan' a, ben evet diyorum kardeşim sen de evet diyor musun diyor. Bu şekilde propaganda yapıyorlar. Kimin evet ya da hayır dediğine bakarak oy vermek pek doğru bir yöntem değil. Her iki kesimde de bu kişi evet ya da hayır diyor, o halde ben de tersine oy atayım diyebileceğimiz insanlar var. Nihat Doğan' ın evet dediği bir şeye insan evet demek istemez. Ya da kendi istediği şekilde oy kullanmayan insanları, göbeğini kaşıyan adam, diyerek aşağılayan Bekir Coşkun hayır diyorsa insanın hayır diyesi gelmez. Aslında yöntem basit. Alırsınız getirilmek istenen maddeleri, okursunuz. Bu maddeler ileride bize ne gibi faydalar ya zararlar getirir diye muhakeme edersiniz. Oyunuzu da ona göre verirsiniz. Kimse sizden akıllı değil. Vereceğiniz oyun sonucuna kendiniz katlanacaksınız olumlu ya da olumsuz olarak. Arda Turan, Murat Boz gibi adamlar her koşulda hayat standartlarını sürdürürler. Ya da Fazıl Say hayır dediği için dünya çapında bir sanatçı olmaktan geri kalmaz. Evet diyor diye insanlara, çevrenize, arkadaşlarınıza kızmayın. Bu işin bu hale gelmesine yıllardır çözüm bulamayan oy verdiğiniz siyasilere kızın. Hayır diyor diye de kimseye kızmayın. Onlar da sizin gibi düşünmek zorunda değiller. Kendi hayatları için bunun daha iyi olacağını düşünüyorlardır. Yüzde yüz evet ya da hayır sonucu çıkmayacağına göre sizden farklı düşünmeleri normal.    

2/06/2017

Fuzuli vekalet, başkası talep etmediği halde, onlar için neyin daha iyi olduğuna karar verip, yardım etmeye çalışmaktır. Ayrıca onların durumuna üzülüp, onlar için endişelenmek demektir. Fuzuli vekalet alanlar, başkalarının iyiliği için uğraşıp kendilerini strese sokarlar. Onların derdini kendi derdiymiş gibi sahiplenirler. Stres yaptıkları için kendi sağlıklarına da zarar verebilirler.

Televizyonda ünlü bir çiftin kavga edip aralarının açılmasına üzülürler, kendi karısı ya da kocasıyla arasının açılmasını o kadar dert etmezler. Fuzuli vekalet alanlar genelde gerçek sorumluluklarıyla ilgilenmiyorlar. Aslında başkalarının dertlerine kafa yorup enerjilerini harcadıkları için, yakınlarının dertleriyle uğraşacak enerjileri kalmıyor. Belki de fuzuli vekalet almayı gerçek sorumluluklarından kaçmak için kullanıyorlardır.
Karşı Taraf Ne Durumda?
Fuzuli vekalete maruz kalanların genelde bu durumdan haberleri olmuyor. Durumu öğrendiklerinde ve neden karışıyorsun benim hayatıma sorusunu sorduklarında, senin iyiliğin için cevabını alırlar. O iyiliği de istemedikleri halde. Çoğu zaman da Fuzuli vekalet alınan konu karşı taraf için pek önemli değildir. 

1/27/2017

Hayatta işler her zaman istediğimiz gibi gitmez. Sağlık sorunları, aile içi problemler, iş yerindeki sıkıntılar, arkadaşlarımızla yaşadığımız sorunlar vs. Bunlar hayatın içinde olan şeyler. 
Asıl önemli olan, aynı tür problemlerle sık sık karşılaşmamız. Aynı sorunları sürekli yaşamamız. Bu tür şeyler de hep beni bulur dememiz. Hayat üstümüze üstümüze geliyorsa belki biz yanlış yerde duruyoruzdur. Bir de böyle düşünelim. İş yerinde müdür, okulda öğretmen size kafayı mı takıyor. Arkadaşlarınız sizi anlamıyor mu? Bazen elimizde olmayan büyük talihsizlikleri olabiliyor. Bunların dışında başımıza gelenler genelde, bizim davranışlarımızın sonucunda oluyor. Einstein' in dediği gibi aynı şeyleri yapıp farklı sonuçlar bekliyoruz. Bu tür durumları ortadan kaldırmak için öncelikle bu durumların neden başımıza geldiğini ön yargısız şekilde değerlendirmemiz gerekir. Bu değerlendirme sonucunda hatalı yaptığımız davranışlarımızı düzeltirsek hayat üstümüze gelmekten vazgeçebilir. 
Temel otoyolda ters yöne girer. Bunu gören trafik polisi sürücüleri uyarmak için radyodan anons yaptırır. Bu arada ters yolda ilerleyen Temel de radyo dinlemektedir. Polis anonsu şöyledir: Lütfen dikkat, ters yönde ilerleyen bir araç var. Temel bağırır, ne bir tanesi, hepsi hepsi.
Subscribe to RSS Feed Follow me on Twitter!