2/16/2017

Spor, dostluk, barış ve kardeşliktir diye çok güzel bir slogan var. Spor dünyamıza, özellikle de futbola baktığımızda bu slogan futbol, düşmanlık, savaş ve kavgadır diye değiştirilebilir. Futbol müsabakalarında kavgaların ardı arkası kesilmiyor. Amatör kümeden Süper Lige kadar her kategoride kavgalar oluyor. Sahada futbolcular, kulüplerine ne kadar bağlı olduklarını ispat etmek ve tribünlere şirin görünmek için kavga ediyorlar. Tribünde taraftarlar kavga ediyor, seyirciler sahaya iniyor, protokol tribününde kavga oluyor.

Resimdeki uçan tekme Kayseri' de, 15 yaş altı takımlarının oynadığı maçta atılıyor. Maçın bitiş düdüğüyle birlikte oyuncular biri birine giriyor. Konyaspor Antalyaspor maçında, Konyaspor taraftarları, locada maçı izleyen Antalyaspor başkanına ve yöneticilere saldırıyor. Konyaspor başkanı talihsiz bir açıklama yaparak, taraftarla yüz göz olursan sonucu da budur diyor ve saldırıya uğrayan yöneticileri eleştiriyor. Bursaspor Fenerbahçe maçında sahaya giren taraftarı, Bursaspor yöneticisi karakoldan alıp ailesine teslim ediyor. Sosyal medyada bu anın fotoğrafını paylaşıyor. İşin acı tarafı bu yönetici Bursaspor' un hukuk işlerinden sorumlu yöneticisi. Böyle davranarak taraftarın sahaya girmesini onaylamış oluyor.
Sporun Amacı Nedir?
Spor çok önemli bir sosyal aktivitedir. Yapanların sağlıklı olmasını, seyredenlerin de sosyalleşmesini sağlar. Bu yüzden devletler sporun yaygınlaşması için yatırımlar yaparlar. Ama bizim ülkemizde bu ters tepiyor. İnsanlara zarar veriyor. Şiddeti ve düşmanlığı arttırıyor. İşin ilginç tarafı ne federasyon ne de Türkiye Futbol Direktörü Fatih Terim bu durum için bir şey yapmıyor. Fatih Terim' in teknik direktörlük yaptığı dönemlerdeki, sahaya girme, küfür, hakaret ve şiddete yönelik davranışlarını hatırlarsak bu durumdan rahatsız olmamasının normal olduğunu görürüz.
Ülkemizde futbol oynanmasa ne olur?
Bence çok iyi olur. Hem insanların futbolu bahane ederek biri birlerine düşman olmasının önüne geçilir, hem de futbol yorumcularının şiddeti körüklemesi son bulur. Ayrıca liglerimizde futbol diye seyrettiğimiz zevksiz kör dövüşü yerine, İngiltere, İspanya ve Almanya gibi ülkelerde oynanan güzel futbol maçlarını seyredip, keyif alabiliriz.

2/14/2017

Herkes bir şey söylüyor. İyi de yapsak, kötü de yapsak bir şey diyorlar. Onların dediğine baksak yolumuzu bulamayız. En iyisi onların dediğine kulak tıkayıp Müşfik Kenter' in Beğendirmek şiirini okumak.

Beğendirmek

Üzülüyorsun, takma diyorlar
Kızıyorsun, değmez diyorlar
Boş veriyorsun, gamsız diyorlar
Susuyorsun, iki çift laf et diyorlar
Konuşuyorsun, muhatap olma diyorlar
Çekip gidiyorsun, mücadele et diyorlar
Alttan alıyorsun, tepene çıkardın diyorlar
Bağırıyorsun, sakin ol diyorlar
Aklı başında davranıyorsun, bu kadar uslu olunmaz diyorlar
Dikine gidiyorsun, yaşına başına yakışmaz diyorlar
Ölünce ne diyecekler?
Muhtemelen: Ölüm sana yakışmadı
Normal tabii, dirimizi beğenmediler ki ölümüzü beğensinler...

Müşfik Kenter

2/09/2017

Yine bir sandık geliyor önümüze. Kutuplaşmak ve biri birimizden nefret etmek için bir fırsat daha veriliyor. Biri birimizden nefret etmek için bahane aradığımızdan bu fırsatı da kaçırmayacağımız aşikar. Bu defa evet ya da hayır diyeceğiz. 

Bir taraf daha büyük Türkiye diyerek evet istiyor, diğer taraf Cumhuriyet' i yıkacaklar diye hayır diyor. Durumdan vazife çıkartıp tarafını açıkça belli edenler de var. Futbol federasyonu başkanı olmak isteyen Rıdvan Dilmen haliyle evet diyecek. Barcelona' da oynayan Arda Turan' a, ben evet diyorum kardeşim sen de evet diyor musun diyor. Bu şekilde propaganda yapıyorlar. Kimin evet ya da hayır dediğine bakarak oy vermek pek doğru bir yöntem değil. Her iki kesimde de bu kişi evet ya da hayır diyor, o halde ben de tersine oy atayım diyebileceğimiz insanlar var. Nihat Doğan' ın evet dediği bir şeye insan evet demek istemez. Ya da kendi istediği şekilde oy kullanmayan insanları, göbeğini kaşıyan adam, diyerek aşağılayan Bekir Coşkun hayır diyorsa insanın hayır diyesi gelmez. Aslında yöntem basit. Alırsınız getirilmek istenen maddeleri, okursunuz. Bu maddeler ileride bize ne gibi faydalar ya zararlar getirir diye muhakeme edersiniz. Oyunuzu da ona göre verirsiniz. Kimse sizden akıllı değil. Vereceğiniz oyun sonucuna kendiniz katlanacaksınız olumlu ya da olumsuz olarak. Arda Turan, Murat Boz gibi adamlar her koşulda hayat standartlarını sürdürürler. Ya da Fazıl Say hayır dediği için dünya çapında bir sanatçı olmaktan geri kalmaz. Evet diyor diye insanlara, çevrenize, arkadaşlarınıza kızmayın. Bu işin bu hale gelmesine yıllardır çözüm bulamayan oy verdiğiniz siyasilere kızın. Hayır diyor diye de kimseye kızmayın. Onlar da sizin gibi düşünmek zorunda değiller. Kendi hayatları için bunun daha iyi olacağını düşünüyorlardır. Yüzde yüz evet ya da hayır sonucu çıkmayacağına göre sizden farklı düşünmeleri normal.    

2/06/2017

Fuzuli vekalet, başkası talep etmediği halde, onlar için neyin daha iyi olduğuna karar verip, yardım etmeye çalışmaktır. Ayrıca onların durumuna üzülüp, onlar için endişelenmek demektir. Fuzuli vekalet alanlar, başkalarının iyiliği için uğraşıp kendilerini strese sokarlar. Onların derdini kendi derdiymiş gibi sahiplenirler. Stres yaptıkları için kendi sağlıklarına da zarar verebilirler.

Televizyonda ünlü bir çiftin kavga edip aralarının açılmasına üzülürler, kendi karısı ya da kocasıyla arasının açılmasını o kadar dert etmezler. Fuzuli vekalet alanlar genelde gerçek sorumluluklarıyla ilgilenmiyorlar. Aslında başkalarının dertlerine kafa yorup enerjilerini harcadıkları için, yakınlarının dertleriyle uğraşacak enerjileri kalmıyor. Belki de fuzuli vekalet almayı gerçek sorumluluklarından kaçmak için kullanıyorlardır.
Karşı Taraf Ne Durumda?
Fuzuli vekalete maruz kalanların genelde bu durumdan haberleri olmuyor. Durumu öğrendiklerinde ve neden karışıyorsun benim hayatıma sorusunu sorduklarında, senin iyiliğin için cevabını alırlar. O iyiliği de istemedikleri halde. Çoğu zaman da Fuzuli vekalet alınan konu karşı taraf için pek önemli değildir. 

1/27/2017

Hayatta işler her zaman istediğimiz gibi gitmez. Sağlık sorunları, aile içi problemler, iş yerindeki sıkıntılar, arkadaşlarımızla yaşadığımız sorunlar vs. Bunlar hayatın içinde olan şeyler. 
Asıl önemli olan, aynı tür problemlerle sık sık karşılaşmamız. Aynı sorunları sürekli yaşamamız. Bu tür şeyler de hep beni bulur dememiz. Hayat üstümüze üstümüze geliyorsa belki biz yanlış yerde duruyoruzdur. Bir de böyle düşünelim. İş yerinde müdür, okulda öğretmen size kafayı mı takıyor. Arkadaşlarınız sizi anlamıyor mu? Bazen elimizde olmayan büyük talihsizlikleri olabiliyor. Bunların dışında başımıza gelenler genelde, bizim davranışlarımızın sonucunda oluyor. Einstein' in dediği gibi aynı şeyleri yapıp farklı sonuçlar bekliyoruz. Bu tür durumları ortadan kaldırmak için öncelikle bu durumların neden başımıza geldiğini ön yargısız şekilde değerlendirmemiz gerekir. Bu değerlendirme sonucunda hatalı yaptığımız davranışlarımızı düzeltirsek hayat üstümüze gelmekten vazgeçebilir. 
Temel otoyolda ters yöne girer. Bunu gören trafik polisi sürücüleri uyarmak için radyodan anons yaptırır. Bu arada ters yolda ilerleyen Temel de radyo dinlemektedir. Polis anonsu şöyledir: Lütfen dikkat, ters yönde ilerleyen bir araç var. Temel bağırır, ne bir tanesi, hepsi hepsi.

1/21/2017

Meclisteki kavgalara iyice alışmıştık. Anayasa görüşmelerinin de farklı olması beklenmiyordu. Yine kavga oldu ama bu seferki kavgayı kadınlar ediyordu. Erkek vekillerin, partilerine ve ideolojilerine ne kadar bağlı olduklarını, attıkları yumruk ve tekmelerle ispat etmeye çalıştıklarını sıkça görüyorduk. Ama kadınlar da benzer yola girince insan ne diyeceğini bilemiyor.
Ülkemizde kadına şiddetin neredeyse kanıksanmaya başladığı bugünlerde, böyle bir kavga olması hiç iyi olmadı. Kavgada aktif bir şekilde yer alan milletvekili kısa bir süre önce kadına şiddetin insanlık suçu olduğunu söyleyen bir konuşma yapmıştı meclis kürsüsünde. Kavga ederken aklına gelmiş midir acaba yaptığı konuşma? Kavgayı edenlerin hangi partiden olduğunun önemi yok. Bu bir siyaset yazısı değil zaten. Her partide şiddet görüntülerine rastlayabiliyoruz. Aylin Nazlıaka' nın eylemi, ne işe yarayacağı belli olmayan manasız bir eylemdi ama sonunun kavgaya gitmesine de gerek yoktu. Kavgada Şafak Pavey' in protez kolunun çıkması da çok üzücüydü. Gözlerin ne kadar karardığının göstergesi. 
Yıllar önce bir sohbette dinlediğim bir cümle aklımda kalmış. Pirinç çuvalının içinden pirinç çıkar diye. Bizim toplumdan da böyle şeyler çıkıyor. Biz böyleyiz maalesef. Kadın, erkek şiddete meyilliyiz. Mecliste, sokakta, futbol sahalarında, tribünde, okulda, neredeyse her yerde. Umarım zamanla değişiriz. Şiddetin utanılacak bir davranış haline geldiği, insanların konuşarak ve biri birine saygı duyarak iletişim kurduğu bir toplum haline geliriz. Umarım pirinç çuvalının içinden sadece pirinç çıkmaz. 

1/13/2017

2011 yılında vizyona giren Çalgı Çengi filminin devam filmi olan Çalgı Çengi İkimiz vizyona girdi. Selçuk Aydemir' in yazıp yönettiği filmde, Ahmet Kural ve Murat Cemcir yine başroldeler.

Müzisyen olan Salih( Murat Cemcir) ve Gürkan( Ahmet Kural) birinci filmde mafyaya bulaşmışlardı. Bu filmde mafyadan çıkmak için uğraşıyorlar. Mafyanın moral ekibi olarak düğünlerde şarkıcılık yapıyorlar. Salih' in sevdiği kızla evlenebilmesi için mafyadan çıkmak istiyorlar. '' Mafyadan çıkmak ne kadar zor olabilir ki'' sorusunu sorup, cevabını film boyunca alıyorlar. Mafya lideri İsmet Abi         (Ayhan Taş) son bir görev veriyor onlara. Bir nikah memurunu ( Burak Satıbol) kaçıracaklar.  Bu görevi başarırlarsa mafyadan çıkabilecekler. Film gayet eğlenceli ve tempolu. Çok güzel espriler var. Komedi filmlerinin olmazsa olmazı küfür de var bazı sahnelerde. Selçuk Aydemir' in daha önceki dizi ve filmlerine baktığımızda küfürü sevdiğini görebiliriz. Ahmet Kural ve Murat Cemcir her zamanki gibi iyi performans sergiliyorlar. Burak Satıbol ve Ayhan Taş da çok başarılılar. Ahmet Gülhan da iyiydi. Rasim Öztekin' in oyununu ve oynadığı karakteri pek sevmedim. 
Çalgı Çengi' nin ilk filmini 30.000 TL bütçeyle 6 günde çekmişlerdi. Paraları bittiği için vizyona koyamıyorlardı. Cem Yılmaz' ın desteğiyle film vizyona girebilmişti. Çalgı Çengi İkimiz filminin bütçesi ise 14 milyon TL. Neden bu kadar para harcadılar anlamak güç. Keyifli bir film. Pek çok espri olduğu için filme ikinci kez gitmek gerekebilir. İlk seferde bütün esprileri yakalamak mümkün olmuyor. 

1/10/2017

Gitmek, mümkün mü artık gitmek. Onca yollardan sonra yeniden yollara düşmek. Yeni Türkü' nün söylediği, Murathan Mungan' ın sözlerini yazdığı müthiş şarkı. Mümkün mü gitmek gerçekten? İyi kötü bir düzen kurmuşken hem de.
Yeni bir hayat kurmak için işini, yaşadığı memleketi ve kurduğu düzeni bırakıp, yenisini ve daha iyisini kurmak için adım atan insanlara hep saygı duymuşumdur. Bu insanlar hayatın akışına kendilerini bırakmak yerine, hayatlarının akışına yön veriyorlar. Cesaretle bir adım atıyorlar. İstedikleri sonucu alamasalar bile galiptir bu yolda mağlup. Bazen gitmek gerekir:  
Bizi sürekli eleştiren, bizimle yarış halinde olan ve bizi aşağı çeken arkadaşlarımızdan,.
Mutsuz olduğumuz, sürekli bizi yoran ve yıpratan, adeta posamızı çıkartan işimizden,
Kısırdöngüye girdiğimiz, nefes almamızı engelleyen, bizi sıradanlaştırıp, gerileten rutinlerimizden,
Bu gitmeleri kaçış olarak görmemek gerekir. Hayata ve kendimize sarılmak için bir adım atmaktır aslında bu. Bunu da yapabilmek için tek bir şeye ihtiyacımız var. O da cesaret.

1/06/2017

Ödül, en önemli motivasyon araçlarından biri. Evde ve iş yerinde sıkça kullanılıyor. Ödülün temel amacı, beklenen davranışların gerçekleşmesini sağlamak. Çocukların ödevlerini yapmasından, çalışanların hedeflerini tutturmasına kadar uzanan geniş bir alanda kullanılıyor.
Peki ödül o kadar masum bir uygulama mı? Dr. Özgür Bolat, '' Beni Ödülle Cezalandırma '' kitabında bir nevi ödülün karanlık yüzünü gösteriyor. Ödülün, çocuklar ve çalışanlar üzerindeki olumsuz etkilerini, yapılmış olan çeşitli araştırmalarla ve deneylerle ortaya koyuyor. Ödüle ulaşma çabasının ve ödül odaklı olmanın etik olmayan davranışlara yönelmeyi de beraberinde getirebileceğine dikkat çekiyor. İş yerinde adaletsiz ödül uygulamalarının çalışanları olumsuz etkilediğini, çatışmaya neden olduğunu ve hatta işten ayrılmaya kadar gittiğini söylüyor. Özellikle çocuk yetiştirmede kullanılan ödül uygulamalarının, çocukların gelişimine olumsuz etkilerini örneklerle anlatıyor. Kitaptan bazı başlıklar şöyle:
  • Ödül gerçekten işe yarar mı?
  • Ödül başarıyı ve mutluluğu nasıl etkiler?
  • Ödül performansı arttır mı?
  • Ödül öğrenmeyi nasıl etkiler?
  • Ödül etik dışı davranışlar özendirir mi?
  • Ödül ilişkileri bozar mı?
  • Ödül şirketlerin performansını düşürür mü?
  • Aileler neden ödül verir?
  • Ödül yerine ne yapmalı?
  • Koşulsuz ebeveynliğin prensipleri

12/30/2016

Bir yıl daha bitiyor. Ama biten 2016 yılı pek çok kişi tarafından iyi hatırlanmayacak bir yıl oldu. Patlamalar, ölümler, savaşlar, her güne yeni bir felaketle uyanmak 2016 yılında artık neredeyse olağan hale  geldi. 
Çocuk tacizleri, sokaktaki kadınlara saldırma, şiddet vs. liste uzadıkça uzuyor. Kutuplaşmanın iyice derinleşmesi, vicdan kavramını yitirmiş, doğruluk ve dürüstlükle ilgisi olmayan insanlarla da sık sık karşılaşmamız 2016' nın alameti farikalarından. Hain darbe girişimi, devleti örümcek ağı gibi sarıp, ele geçirmek isteyen adi bir yapılanma vs. vs. Ne çektirdin be 2016. Süt kardeşler filminde Şener Şen' in Kemal Sunal' a dediği gibi, seni hiç sevmedim 2016. 2017 umarım sadece tarih değişimi değil, aynı zamanda talih değişimi de olur hepimiz için. Bir çocuk tarafından sürekli rahatsız edilen bir temizlik işçisi vardı. Oğlum bak git diyordu çocuğa temizlik işçisi. Sonunda çocuğun kafasına süpürgesiyle vurmuştu. Ben de diyorum ki, 2016 oğlum bak git. 
2017 herkes için umut dolu, huzurlu ve mutlu bir yıl olsun.
Subscribe to RSS Feed Follow me on Twitter!