2/15/2018

Pek çoğumuz kişisel gelişimimizi önemsiyoruz ve kendimizi geliştirmek istiyoruz. Piyasada da çok sayıda kişisel gelişim kitabı bulunuyor. Stephen R. Covey' in yazmış olduğu Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı isimli kitap, benzerlerinin çok önünde bir kitap. Kitapta bahsedilen 7 alışkanlığın geliştirilmesi sayesinde hem kişisel, hem mesleki, hem de ailevi sorunların çözümünde fayda sağlanacağı öngörülüyor. İçinde yaşadığımız kültürün getirdiği alışkanlıklardan ziyade, kendi amaçlarımız için ilkeler belirleyip, bu ilkeler çerçevesinde yaşamımızı düzenlememiz gerektiği belirtiliyor.

Kitapça çok sayıda örnek hikaye yer alıyor. Özellikle Viktor Frankl' ın Nazi kampında başından geçenler ve metroda gürültü yapan çocuklar hikayesi dikkat çekici. İlk baskısı 1989 yılında yapılan kitap, 52 dile çevrilmiş ve 25 milyondan fazla satılmış. Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı şöyle:
1) Proaktif Ol: Ne yaparsak yapalım işe olumlu tarafından bakmalı ve çözüm üretmeye çalışmalıyız. Bu sayede etki alanımız da genişleyecektir. Hata yapıldığında da hatayı kabul etmeli, düzeltmeli ve hatadan ders alınmalıdır.
2) Sonunu Düşünerek İşe Başla: Varmak istediğimiz sonuçlar davranışlarımızı etkilemektedir. Davranışlarımızı da kendi merkezimizden gördüğümüz şekilde belirlediğimiz algılarımız belirler. Dolayısıyla merkezimizi doğru belirlemeli ve ilkeler doğrultusunda elde etmek istediklerimize ulaşmaya çalışmalıyız.
3) Önemli İşlere Öncelik Ver: Hayatımızın her alanında önemli olan zaman yönetiminde kritik konulardan biri. Önemli işleri öne almak, önemsiz işleri ertelemek ya da delege etmek verimliliğimizi arttırırken zaman kayıplarının da önüne geçiyor.
4) Kazan/ Kazan Diye Düşün: Herkes bizim rakibimiz değildir ve sadece bizim kazanmamız mümkün değil. İnsanlarla işbirliği yaparak ve onları çözüm ortağı olarak görerek her iki tarafında kazanmasını sağlayabiliriz.
5) Önce Anlamaya Çalış Sonra Anlaşılmaya: Anlamak için önce saygıyla dinlemek gerekir. Sonra da empati yapmak gerekiyor. 
6) Sinerji Yarat: 1+1, 2 den fazlasıdır. Farklılıklara değer verip, güçlü yönleri öne çıkartıp, zayıf yanları telafi ederek birlikten kuvvet ortaya çıkarmak gerekir. 
7) Baltayı Bile: İnsan sürekli kendisini yenilemelidir. Bu da 4 boyutta gerçekleşmelidir. Fiziksel, ruhsal, zihinsel, sosyal/ duygusal.

1/23/2018

Ülkemizde komedi denince akla gelen ilk isim şüphesiz ki son 20 yıla damgasını vuran Cem Yılmaz' dır. Stand Up gösterileriyle haklı bir şöhrete kavuşan komedyen, aynı etkiyi filmlerinde gerçekleştiremedi. Cem Yılmaz filmlerine bir umutla gülmeye gidenler hayal kırıklığına uğruyor desek yeridir. Özellikle Hokkabaz, Pek Yakında ile Ali Baba ve 7 Cüceler filmlerine gidenlerin ''kahkaha'' beklentileri karşılanmadı. Küçük çaplı bir kızgınlığa da sebep oldu bu beklentinin karşılanmaması.
Gişe rakamlarına da yansıdı bu durum. Cem Yılmaz' ın en az gişe yapan filmleri oldu bu filmler. Son filmi Arif V 216 ise nispeten daha komik olduğu için gişe rakamlarında tatmin edici sayıya ulaştı. En çok gişe yapan filmleri olan GORA, AROG ve Arif V 216, seyircinin beklentisinin ne yönde olduğunu ortaya koyuyor.
Stand Up Sendromu
Cem Yılmaz' ın Stand Up gösterilerinin başarısı, Cem Yılmaz' ın hem şansı hem de şanssızlığı oluyor. Şansı, çünkü o gösterilerin başarısı sayesinde filmlerini izlemeye hazır bir kitle var. Filmlerin milyon üstü gişesi garanti. Bu filmler Cem Yılmaz filmi olmasalar belki de gişeleri yarıya düşecekti. Şansızlığı ise stand up gösterilerinin çok komik olması ve filmlerdeki komedi beklentisini arttırması. ''Geyiğin dibine vurduğu'' çok komik gösterilerden, mesaj kaygısı olan filmlere geçiş kolay olmuyor seyirci açısından. İşin trajikomik tarafı, Cem Yılmaz' ın Stand Up gösterilerinde dalga geçtiği ''güldürürken düşündürmek'' durumu filmlerinde yer alıyor. Mesaj kaygılı ve nostaljik filmler yapıyor Cem Yılmaz. Arif V 216 filminde, uzaydan gelen 216 karakteri bile geçmişe gidiyor. Küfür ve belden aşağı espriler de cabası. Filmi yapılması beklenen Erşan Kuneri karakterinde fazlasıyla belden aşağı espri göreceğimiz aşikar.
Hal böyle olunca, ''az güldürürken düşündüren'', kaliteli ve ciddi emek harcanmış filmler çıkıyor ortaya. Gülme beklentisiyle sinemaya gelen izleyiciler de homurdanarak çıkıyor filmlerden. Cem Yılmaz, filmlerinde, sahnedeki gösterilerinden farklı bir şey yapmaya çalışıyor ve böyle devam etmeye kararlı görünüyor. Cem Yılmaz sevenlerin de bu durumu kabul edip beklentisini ona göre ayarlaması gerekiyor. 

1/15/2018

Organize işler filminin bir sahnesinde Süpermen Samet, Üzeyir' e, '' Niye hiç konuşmuyorsun'' diye sorar. Üzeyir' in cevabı ise şöyledir: '' Bir ara çok konuştum, hiç faydasını görmedim, bıraktım ''. Ne çok konuşuyoruz aslında değil mi? Hatta bazen sözcükleri yoruyoruz. Hem de hiç faydasını görmediğimiz halde. 
Akıl istemeyenlere akıl vererek, etrafımızdaki insanları yerli yersiz eleştirerek yapıyoruz bunu. Bazen de davranışlarımızla yarattığımız sorunları konuşarak çözmeye çalışıyoruz. Belki bu konuşmaları iyi niyetle yapıyoruz ama sonuç değişmiyor. Etrafımızdaki insanlar uzaklaşmaya başlıyor bizden. Yüreğimizi boşa tüketmiş oluyoruz.
Konuşma Çalış
İş dünyası, stresi, derdi ve aksiyonu bol bir dünya. Konuş, konuş bitmez mevzular. Ama iş hayatımızda yaptığımız lüzumsuz konuşmalarla da göze batar hale geliyoruz. Bazen iyi niyetli olmayan insanların dolduruşuna gelip konuşuyoruz. Bazen de safça bir şeyleri düzeltiriz diye.Problem çıktığında ise bizi konuşturanlar ortadan kayboluyor. Söylediğimiz sözler ve biz kalıyoruz. 
''Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil'' demiş Fuzuli. Bazen de gönlümüzü razı edip susmak gerekiyor.

1/09/2018

Cem Yılmaz' ın merakla beklenen filmi, Arif V 216 vizyona girdi. Cem Yılmaz' ın son filmleri, beklenen komedi düzeyinde olmaması nedeniyle izleyicide hayal kırıklığı yaratmıştı. Bu nedenle Arif V 216 için de acaba bu da mı hayal kırıklığı yaratacak endişesi vardı. 
Filme gidenler bu endişenin yersiz olduğunu görecekler ve hayal kırıklığı yaşamadan gayet keyif almış bir şekilde filmi izleyecekler. Filmi izlerken içimden Cem Yılmaz' la başa çıkılmaz diye geçirdim. Çıtayı çok yukarılara koyuyor bu filmle. Cem Yılmaz' ın en iyi filmlerinden biri olmuş Arif V 216. Senaryo, çekimler, oyunculuklar çok iyi. Ozan Güven, Çağlar Çorumlu ve Seda Bakan oyuncu performansı olarak çok öne çıkıyorlar.
İnsan Olmak İsteyen Robot 216
GORA' dan tanıdığımız  robot 216, insan olmak için dünyaya geliyor. Onun geldiğini öğrenen yabancı ülke istihbarat servislerinden kaçmak zorunda kalıyor. Zaman makinesiyle GORA' ya gitmek yerine Arif' le beraber 1969 yılına gidiyor. 216 orada kör kız Pembe Şeker' e aşık oluyor. 216' nın robot olduğunu öğrenen oyuncak şirketi sahibi Besim 216' nın aklını çelip kopyalarını üretip satıyor. Arif 216' yı Besim' in elinden kurtarmaya uğraşıyor.
Zaman Makinesi
Zaman makinesiyle birlikte biz de o yıllara duygusal bir şekilde gidiyoruz. O dönemlere gitmek bugünlerde ne halde olduğumuzu da apaçık ortaya koyuyor. O dönemin yıldızları olan Zeki Müren, Cüneyt Arkın, Filiz Akın, Sadri Alışık, Barış Manço, Emel Sayın, Ayhan Işık, Ediz Hun gibi isimleri görmek insana iyi geliyor. Kerem Alışık' ın, babası Sadri Alışık' ın Turist Ömer karakterini canlandırması, Cüneyt Arkın' ı da oğlu Murat Cüreklibatur' un canlandırması filmin duygusal ve hoş sahnelerinden. Geçmişin hit şarkılarının yer aldığı filmin müzikleri de çok güzel. Cem Yılmaz filmi esprilerle donatmış. Ama her zamanki gibi küfür ve belden aşağı esprileri eksik etmemiş filminden. Anlaşılan o ki Cem Yılmaz, galiz küfürlerden ve belden aşağı esprilerden vazgeçemiyor. Tabi filmde çok kaliteli ve ince espriler de var. Ama o kadar çok gönderme ve ince espri olduğu için filmi birden fazla kez seyretmek gerekiyor. 

1/06/2018

Futbolun büyüsünden bahsedilir hep. Dünyada milyarlarca insanı etkileyen bir büyü. Bu büyüyü kimin yaptığı belli değil ama çok güçlü olduğu kesin. Eğitimli, eğitimsiz, genç, yaşlı fark etmiyor. Herkesi etkisi altına alıyor.
Milli Piyango yılbaşı çekilişinde 1 milyon 250 bin TL kazanan tır şoförü, bu tutarın 50 bin TL sini 3. Lig takımı Yeni Orduspor' a bağışlayacağını açıkladı. Evli ve 2 çocuk babası olan talihli, önemli miktarda bir parayı bir futbol kulübüne aktarıyor. Tır şoförlüğü yapmaya devam edeceğini açıklayan talihlinin, şoförlük yaparak belki de bir yılda kazanabileceği bir miktar. Büyü değil de nedir bu?
Futbolun Vergi Cenneti
Futbolcular Avrupa' da % 45 ile %  57 arasında vergi öderlerken, Türkiye' de bu oran % 15. Maçları izleyen seyircilerin önemli bir kısmının maaşlarından ödediği vergi oranı, bu oranın neredeyse 3 katıdır ama bu onları hiç rahatsız etmez. Devlet, futbolculardan almadığı vergiyi seyircilerden alır. Futbolcular da vermedikleri vergi sayesinde daha çok para kazanıp daha lüks yaşarlar. Taraftarlar da tuttukları takımdaki oyuncunun lüks yaşamıyla övünmeyi tercih ederler. Büyüden olsa gerek. 
Batan Kulüpleri Kurtarmak
Futbol takımlarını kurtarma '' hastalığı'' çok yaygın ülkemizde. Menajer ve yönetici oyunlarıyla kulüplerin içi boşaltılıp, 100 milyonlarca lira borçla batık hale getirilirken, bunları yapanlarla ilgili hiç bir işlem yapılmaz. Her şeyi gören, duyan yetkililer bu olanları nedense görmez ve duymazlar. Büyük takımlarımızın milyar TL' yi aşan borçları ortada duruyor. Son dönemlerde Gaziantepspor ve Mersin İdman Yurdu kulüplerinin batışlarını izliyoruz. Taraftarlar, kulüplerinin kurtarılması için devletin ve bölgenin iş adamlarının desteğini bekliyorlar. Kulüplerin batıranlar ortada gezerken, iş adamlarının para vermesi için kamuoyu baskısı oluşturuyorlar. Geçmişte de kulüplere yardım gecesi düzenleyip, bölge milletvekili ve bakanların desteğiyle iş adamlarından bağış! alındığını görmüştük. Futbolcular daha lüks arabalara binsinler diye paralar toplanıyor. Oysa bu tür kulüpler kurtarılmasa ve sorumlular cezalandırılsa futbol kurtulacak. Kendi şirketlerini kuruşuna kadar titizlikle kontrol eden yöneticiler, futbol kulübü yönetirken, futbol büyüsünün etkisiyle olsa gerek, bildikleri her şeyi unutuyorlar.  
Hanımlar Dikkat
Futbolda gerçekten büyü var. Hanımlar, maç varken televizyonun önünden geçerken bir kez daha düşünmeli.

12/29/2017

Bir yıl daha bitiyor. Yeni yılın eski yıla göre daha güzel olmasını dileyelim. Ama takvimde değişiklik oldu diye hayatımızda bir değişiklik olmayacağını da bilelim. Bunun olmasını ne kadar dilesek de. Ne yapalım, iyi dileklerde bulunmayalım mı peki? Tabi ki bulunalım ama bununla beraber bazı şeyleri de yapalım. Biz genelde belli adımları atmak için tarih belirlemek isteriz. Diyete ya da spora başlama günü Pazartesi' dir mesela. Yeni bir adım atmak için yılbaşı çok ideal bir zaman. Hem yılın 1. günü hem de Pazartesi.
1) Aynanın Karşısına Geçelim: Meşhur masaldaki gibi soralım aynaya. En güzel olup olmadığımızı sormayalım; olmak istediğimiz noktada mıyız diye soralım. Aynı zamanda muhasebe de yapalım. Neden istediğimiz noktada olmadığımızı sorgulayalım. Bahanelerin arkasına sığınmadan ve iğneyi kendimize batırarak. Dürüstçe cevaplar verelim kendimize. İyi yaptığımız şeyleri de düşünelim bu arada. Bu bizi gelecek için motive de edecektir.
2) Kağıdı Kalemi Elimize Alalım: 2018 yılında olmasını istediklerimizi alt alta yazalım. Yani istediklerimizin olması için ilk adımı atalım. İster evrene mesaj göndermek diyelim, ister planlama yapmak diyelim. Sonra yanlarına, ne zaman ve nasıl yapılacağını yazalım. Bu yazdıklarımızı yıl içinde düzenli bir şekilde kontrol etmeyi unutmayalım.


3) Eğlenmenin Hakkını Verelim: Hem de kutlamayın, eğlenmeyin diyenlere inat, eğlencenin dibine vuralım. Sevdiklerimizle bir araya gelelim ve bu yılbaşının keyfini çıkartalım.

12/21/2017

Dünyanın çevresini teknesiyle dolaşan ilk Türk denizcisi olan Sadun Boro' nun '' Pupa Yelken'' isimli kitabı 35 yıl sonra yeniden basıldı. Sadun Boro kitaba konu olan bu seyahatini 10,5 metre boyundaki ''Kısmet'' isimli yelkenli teknesiyle gerçekleştiriyor. 1965- 1968 yılları arasında eşi Oda ile gerçekleştirdiği dünya turunda tuttuğu notlar, o dönemde bu geziye sponsor olan Hürriyet gazetesinde eş zamanlı olarak yayınlanıyor. Sponsorluk miktarı da aylık 500 Dolar olarak belirleniyor. 1969 yılında ise bu notlar kitap haline getiriliyor. 
22 Ağustos 1965 yılında Caddebostan iskelesinde başlayan, 2 yıl 10 ay süren ve 15 Haziran 1968 yılında İstanbul' da sona eren müthiş yolculukla ilgili anılar resimli olarak anlatılıyor. Sadun Boro ve Eşi Oda' ya bu seyahatlerinde Kanarya Adaları' ndan aldıkları kedileri '' Miço'' da eşlik ediyor. Barbados' a istenilen zamanda varılamaması, ucuz atlatılan bir korsan saldırısı, Mısır' ın Süveyş Kanalı' ndan geçiş izni vermemesi gibi pek çok macera kitapta yer alıyor. Aslında bu kitap, Sadun Boro' nun hayattaki en büyük hayali olan tekneyle dünya seyahatini gerçekleştirmek için nasıl azimle çabaladığını da gösteriyor. Sadece denizdeki çabaları değil, yolculuk hazırlıkları için de harcadığı emekleri de. Örneğin, ''Kısmet'' i yaptırmak için İstanbul' dan Tarsus' a gidip bir mensucat fabrikasında 2 yıl çalışıp para biriktiriyor. Kitabın son kısmında yolculuk esnasında çıkan gazete kupürleri yer alıyor. Bu kupürlerden seyahatin ne kadar ses getirdiği görülüyor. Hatta o günlerde bu gezi sayesinde Hürriyet gazetesinin tirajı 1 milyonu geçiyor.
Kitabın başkahramanlarından olan ve Sadun Boro' nun 46 yıl boyunca 150 bin deniz mili yolculuk yaptığı ''Kısmet'' teknesi Rahmi Koç müzesinde sergilenmektedir.

12/13/2017

Hayatta herkesin bir hikayesi var. Oturup dinlediğimizde ne büyük badireler atlatılmış olduğunu, nasıl şanssızlıklar yaşandığını ve nasıl kılpayı büyük fırsatların kaçırıldığını görürüz. Hikayeyi anlatanlara göre, bu tür şeyler sadece onların başına gelmiş. Oysa pek çok kişinin benzer hikayeleri var. Ama acı olan hikayemizin kimsenin umurunda olmaması. Edvard Munch' un dünyaca ünlü '' Çığlık'' tablosundaki gibi kimse bizi duymuyor.
Hayat Öğretir
Hayatta olduğumuz sürece öğrenmeye devam ediyoruz. Örneğin hayatın tam bir kurtlar sofrası olduğunu görüyoruz. Bu kurtlar aynı zamanda ruhumuzdan parçalar kopartıyor. Kopan parçalar yaraya dönüşüyor ve çoğunlukla iyileşmiyor. Sonra başlıyoruz hikayelerimizi anlatmaya. Her yeni güne yeni bir umutla uyanmak varken, geçmişteki hikayenin arkasına sığınıp geleceğimizi de karartıyoruz. Yaralarımızı iyileştirebilecek mental dayanıklılığa ulaşabilirsek ya da yaralarımıza merhem olacak insanlar hayatımızda varsa ne mutlu. Yoksa bencilliğe, duygusuzluğa ve yalnızlığa evrilen bir hayata geçiş yapıyoruz. 
Yanlış Onarım
Pek çok insan yaralı ruhlarını, bu konuda kabahati olmayan insanlara karşı davranışlarıyla onarmaya çalışıyor. Benim canım yandı onların da yansın diyorlar. Öğrencilere kök söktüren hoca ya da vurdumduymaz öğrenci işleri görevlisi, belki de bu yolla yaralarını iyileştirmeye çalışıyordur.
Ne Yapmalı?
Öncelikle kabul etmeli. Kaybetmenin, üzüntünün, çekişmenin, kazık yemenin hayatın gerçeği olduğunu. Olan olmuş demeyi. Bu tür durumların herkesin başına gelebileceğini. Yaralarla yüzleşip tamir etmeli. Yaralarımızla yaşamayı öğrenmeli. Her yeni güne yeni bir umutla uyanarak ve ileriye bakarak yaşamalı.

12/05/2017

Avrupa Yakası ve Yalan Dünya dizilerinin senaryolarını yazan Gülse Birsel' in ilk sinema filmi olan Aile Arasında vizyona girdi. Başrollerde Engin Günaydın, Demet Evgar, Fatih Artman, Gülse Birsel, Devrim Yakut, Ayta Sözeri, Derya Karadaş, Şevket Çoruh, Su Kutlu ve Erdal Özyağcılar yer alıyor. 
Gülse Birsel' in, televizyon için yaptığı dizilerinde, süreyi uzatabilmek uğruna yaşanan durağanlıklar yaşanmıyor bu filmde. Filmin temposu neredeyse hiç düşmüyor. Tabi bunda senaryo kadar usta oyuncuların da katkısı var.
Oyuncuların Performansı
Demet Evgar çok çok başarılı. Müthiş performans gösteriyor. Engin Günaydın' ın oynadığı karakter daha önce dizilerde oynadığı karakterlere benzerlik taşıyor ve o da gayet başarılı. '' Trans birey'' Ayta Sözeri çok iyi oyunculuk çıkartıyor. Filmin ortasından itibaren Devrim Yakut ağırlığını koyuyor. O da çok iyi oynuyor. Tabi ki büyük usta Erdal Özyağcılar rolünün hakkını layıkıyla veriyor. Başrolde bir de Adana var. Film Adana' da geçiyor.
Filmin Konusu
Karısı tarafından terk edilmiş olan Fikret( Engin Günaydın) ile 21 yaşındaki kızının babası tarafından terk edilen müzikhol şarkıcısı Solmaz( Demet Evgar)' ın yolları tesadüfen kesişir. Fikret bir andan kendisini, Solmaz' ın kızının Adanalı zengin kebapçı Haşmet( Erdal Özyağcılar)' in oğluyla evlenme macerasının ortasında, kız isteyen baba olarak bulur. Nişan, düğün hazırlıkları da arkasından gelir. Aile Arasında, 2 saat 4 dakika süren keyifli, düzeyli, sıcak ve samimi bir film. Umarım Aile Arasında filmi yüksek gişe rakamlarına ulaşır. Belki bu sayede, komedi filmi yapımcılarına ve senaristlerine de küfür ve belden aşağı espriler olmadan da keyifli bir film yapılabileceğini gösterir.

11/28/2017

Hepimiz başarılı olmak istiyoruz. Hayallerimizi ve hedeflerimizi gerçekleştirmek için. Daha çok kazanmak, daha iyi imkanlar elde etmek ve daha çok saygı görmek için . Bunun için de çok çalışıyoruz. Zaten günümüzde her şey başarılı olmak ve başarıyı yüceltmek üzerine kurulmuş. Ne yap ne et başarılı ol. Bunun yanında başarılı olmanın bir de arka yüzü var.
Başarınızla Herkes Mutlu Olur mu?
Tabi ki hayır. Başarılı olup taktir gördüğünüzde, sizi alkışlayanlardan bazıları aynı anda dişlerini de gıcırdatıyorlar. Çünkü sizin başarılı olabilmeniz için, yarıştığınız insanların başarısız olması gerekiyor. Haliyle onlar da kendi başarısızlıklarını büyük bir olgunlukla kabul edip, başarıyı hak ettiğinizi düşünmeyeceklerdir. Yeni düşmanlarınıza merhaba deyin. Oysa ki siz onlardan daha çok çalışmış, daha çok özveride bulunmuş ve emek harcamışsınızdır. Ama bunun onlar için bir önemi yok. Sizin kazandığınız para, oturduğunuz ev, bindiğiniz araba, bulunduğunuz mevki, aldığınız ödül hep dert olacaktır o insanlara.
Başarıyı Sürdürmek
Başarıyı sürdürebilmek için üzerinizde büyük bir beklenti baskısı olacaktır. Başarılı olup daha sonra başarısız olduğunuzda daha büyük tepkilere maruz kalacaksınız. Şımardı, gevşedi gibi sözleri duymaya hazır olun. Dolayısıyla aynı seviyede kalmaya mecbursunuz ve bu sizi strese sokacaktır. Sürekli başarılı olursanız, belli bir süre sonra başarılı olmanız kanıksanacak ve eskisi kadar değerli olmayacaktır. Daha az takdir göreceksiniz ve bu da sizi mutsuz edecektir. Ama bunun için mutsuz olmamak gerekir. Çünkü siz bir seviyeye gelmişsiniz ve ''ceptesiniz''. Başka insanların performansını yukarıya çekmek için çaba harcanması normaldir.
Ne Yapmalı?
Tabi ki başarılı olmak için uğraşmaya devam etmeli. Başarısız olmak çok da iyi bir şey değil. Hayat keşke ''Mandıra Filozofu'' nun bahsettiği gibi olabilse. Ama maalesef öyle değil. Başarılı olmaya mecbur gibiyiz. Dolayısıyla başarının olumsuz yan etkilerini bertaraf etmeye çalışmak gerekiyor. Başarı paylaşılırsa ve mütevazi olunursa olumsuz tepkiler daha az olacaktır. Başarınızı insanlarını gözüne sokmamanız lazım. Ayrıca başarıyı tek başınıza sahiplenmeye kalkarsanız başarınızda pay sahibi olan ekibinizin de tepkisini çekersiniz. Bunun sonucunda görünmez çelmelere de hazır olmanız gerekir.
Subscribe to RSS Feed Follow me on Twitter!